Buradasınız
Home > Güncel > Ağaç Yaşken Eğilir: Okulöncesi Eğitim

Ağaç Yaşken Eğilir: Okulöncesi Eğitim

Planlama

Türkiye’de okul öncesi eğitime verilen önemin son 10 yılda artmış olduğu görülüyor Ancak bu artışa rağmen, OECD raporları bu artışın ortalamanın altında olduğunu gözler önüne seriyor.

2013’te yapılan son inceleme verilerine göre Gayrisafi Milli Hasıla’nın yalnızca %0.3’lük kısmı okul öncesi eğitime ayrılmış. Genel oranlara bakıldığında inceleme yapılan ülkeler arasında hem çocuk bakımı ve okul öncesi eğitimlerine ayrılan bütçe oranlarında Türkiye, Letonya ve Hırvatistan’dan biraz daha yukarıda yer alıyor. İncelemeye tabi olan ülkelerden 13’ü ortalamanın üzerindeyken 27’si bu ortalamaya sahip değil. MEB raporlarından elde edilen sonuçlar 2005-2006 ve 2015-2016 yılları arasında Okulöncesi Eğitimde Net Okullaşma Oranı ve Toplam Öğrenci Sayısını değerlendiriyor.

2015-16 eğitim-öğretim yılında 3-5 yaş grubunda net okullaşma oranı %33,3, 4-5 yaş grubu net okullaşma oranı %43, 5 yaş okullaşma oranı ise %55,5 olarak görülüyor.

OECD Report

MEB 2015 verilerine göre Okulöncesi Eğitimde Öğrencilerin Kurumlara Göre Dağılımı incelendiğinde, okullara bağlı resmi anasınıfları %56,4’lük oranla en çok tercih edilen kurumlar. Resmi ve özel anaokulları ise ikinci ve üçüncü tercihler olarak ortaya çıkıyor .

Bu noktada seçim yapılırken özellikle dikkat edilmesi gereken hususlar; öğretmenlerin alanında uzman eğitimciler olup olmadıkları ve okul için gerekli olan hazırlık zemininin sağlanıp sağlamadığı.

Kanada Okulları alanlarında uzman ve kendisini her an geliştirmeye devam eden, pedagojik eğitimlerini tamamlamış, çocuk psikolojisi ve çocuk gelişimi alanlarında eğitimler almış öğretmenleriyle öğrencilere gerekli eğitimi verirken karakter gelişimlerini de yakından takip ediyorlar. Özellikle sosyal ortamla birlikte, başka bireylere nasıl davranması gerektiği bilincine varan çocuk; bir yandan dinlemeyi öğrenirken diğer yandan başkalarına saygı duymayı ve sorumluluk almayı da kavramaya başlıyor. Özellikle sorgulamayı ve çözümleme yapmayı öğrenen çocuklar yetiştirmek asıl amaç olarak karşımıza çıkıyor.

Öğrenmenin asıl temeli sorgulamaktan geçiyor. Öğretmenlerin yapması gereken, çocuğa bir şeyler öğretmek, bilgileri dikte etmek değil; onların bilgiyi keşfetmesini sağlayabilmek olması gerekiyor. Antik Yunan’ın önemli filozoflarından Sokrates sorular sorarak insanların bilgiye kendi çabalarıyla ulaşmasını temel alan maiotik (μαιευτική) yöntemi esas olarak alınmıyor. Zira araştırmalar çocukların ezberledikleri şeyleri oldukça çabuk biçimde unuttuklarını gösteriyor. Öğrenciler ilgilerini çeken ve kendilerinin sonuçlarına ulaştıkları bilgileri akıllarında tutmakta ve uygulamaktalar. Bilişsel bilim alanına çalışan Lauren Resnick durumu şöyle ifade ediyor: “Gittikçe daha yüklü bilginin öğretilmesi talebiyle birlikte, düşünme becerileri müfredatın dışına itiliyor.”

Kanada Okulları çocuğunuza tam anlamıyla nasıl düşüneceğini göstermeyi amaçlıyor. Ayrıca bu sistem ile yaratıcı ve yetkin bilginin temeli atılıyor. Öğrencileri zorlayarak değil, ilgilerini canlı tutarak etkin bir öğrenme ortaya koymaya çalışıyorlar. Bununla da kalmayıp öğrencinin duygusal ve sosyal yetileriyle de alakalı olması oldukça önemli. Zira akademik gelişimin diğer bir basamağı da burada bulunmak. Eğitim araştırmalarında uzman bir grup araştırmacı “Öğrencilerin sınıftaki akademik performanslarını artırmak için eğitimciler aynı zamanda öğrencilerin sosyal ve duygusal durumlarıyla da ilgilenmelidir.” sonucunu ulaşmış.

Kanada Okulları sorgulama temelli yaklaşımları ve akademik deneyimini her an ileri götüren eğitmenleriyle öğrencileri sosyal bilimler, doğa bilimleri ve İngilizce konusunda geliştiriyor. Her yaş grubuna uygun hazırlanan eğlenerek öğrenme sistemiyle yola başlayan Kanada temelli eğitim sistemini benimseyen okul, 5 yaş grubunda ilkokul hazırlığını tam anlamıyla sağlıyor. 5 yaş gruplarında İngilizce konuşma ve kendine güvenerek, öyküler anlatabilme; kendini dinletme ve dinleme becerilerini edinen çocuk aynı zamanda tek ve çift sayıları, toplama-çıkarma işlemlerini ve iki/üç boyutlu şekillerin bilgisini ediniyor.

Aynı zamanda okulun yetkin spor ve sanat etkinlikleriyle kendisini geliştiren çocuk, bahçede mevcut olan bostanla tarımsal çalışmaların da içinde yer aldığı gibi, açık havada zaman geçirmekte ve metropolün ortasında doğal bir deneyimle tanışma imkanı yakalıyor. Dünya Sağlık Örgütü 1975 yılından itibaren yaşam hızının artmasıyla doğru orantılı olarak obezitenin 10 kat arttığını ortaya koydu. 130 milyon çocuk üzerinde yapılan incelemede 124 milyon çocuğun aşırı kilolu olduğu saptanmış. Türkiye’de de durum önemli oranlarda artış gösteriyor. Kız çocuğu obezitesinde daha önce 104’üncü sırada yer alan Türkiye, son yıllarda 54. sırada seyrediyor. Diğer yandan erkek çocuklarında ise sonuçlar, 1975’te 118. sırada bulunurken 2016 verileri bu değerleri 73. Sıraya taşımış.

OECD ülkeleri arasında yapılan araştırma baz alındığında Türkiye’deki obezite oranının %19.9 oranında olduğu saptanırken, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye’de 2-18 yaş aralığındaki çocukların %32’sinin aşırı kilolu olduğunu ortaya koyuyor. Organik beslenmeyi temel alan okul yönetimi günümüzde önemli sorunlardan biri olan obeziteyle de mücadele veriyor. Okul, sağlıklı beslenme ve spor etkinlikleriyle çocukların fiziksel gelişimini takip ederken; zihinsel gelişimlerini de benimsediği sorgulamacı yöntemler ve eğlenerek öğrenmeyi hedefleyen sistemlerle izliyor.

Benzer yazılar

Yukarı